2 Aralık 2006, Cumartesi
Az önce iÅŸ icabı Isparta’da bir müşterimizi aradım. Telefonu açan kibar bayana ilgili kiÅŸinin mail adresini sordum. Hanımefendi gayet kibarca “Bizim burada Internet çekmiyo” dedi !!
Cuma akÅŸamı gecenin bir yarısı Arnavutköy’de taksi arıyordum. Fakat etrafta bir tane bile yoktu. Arabasını park etmiÅŸ yemek yiyen bir taksici gördüm. Adama yaklaşıp,
“Abi müsait misin?” dedim. O da, “Ehliyetin var mi?” diye sordu. Taksim’e kadar taksiyi ben kullandım, o paÅŸa paÅŸa yemeÄŸini yedi.
Bir gün minibüste gidiyorum adamın birini cep telefonu çaldı o da açtı konuştu. Şoför ona bağırdı, kardeşim cep telefonunu kapa diye. Adam da niye senin minibüsünde abs yok ki dedi. Minibüsçü de herhalde çok içerlemiş olacak bu duruma motor hararet yapıyo dedi. Bütün herkes kırıldı gülmekten.
Okula ulaÅŸmak için, BeÅŸiktaÅŸ Akaretler’den Sarıyer minibüsüne biniyorum. Epey boşça olan minibüse, orta yaÅŸlarda bir abi biniyor ve benim gibi en öndeki üçlü koltuÄŸa, yanıma oturuyor. Az sonra cebinden cüzdanı çıkarmak için hafifçe ayaÄŸa kalkan abimiz, minibüsçünün ani freni ile kafasını sert bir ÅŸekilde minibüslerde motor kabini üzerinde bulunan tahta para kutusuna çarpıyor. Ebleh bir bakışla yerine oturan abide bir kısa devre olmuÅŸ olacak ki, parayı minibüsçüye uzatıyor ve: - Bi kısa Camel versene!
Bilirsiniz, bir ara zibidi gençlerde cüzdana zincir takip sarkıtma modası vardı. İstiklal’de yürürken, yanımdan bu model bir tip geçiyordu ki, adamın teki bombayı patlattı: “Ne o lan? KöpeÄŸin gıççına mi kaçtı ???”
Bir gün yolda giderken kaset satan bir dükkanın camında aynen şöyle bir yazi görmüştüm: “Arabalar için çistakli müzik gelmiÅŸtir. ” Hay Allah’ım yaa!
Benim bir Murat dayım var. Çok egzantrik bir kiÅŸi. Bundan 5-6 sene önce çok komik bir olay yaÅŸattı bize. Bir gün elinde 40-50 santim boyutunda bir alüminyum çubuk ile eve geldi ile zor güç uÄŸraÅŸarak bunu 2 günde spiral bir yay haline getirdi. Ama ne için bunu yapıyordu bilmiyorduk ve sorunca “benim elbet bir bildiÄŸim var” diyordu. Daha sonra bir seramik parçası buldu ve bunu matkap ile bir sürü delikler açtı ve bunlara vidalar geçirdi. Ve yine bu yaptığı yayı bu seramik parçasının üzerine montaj etti. Daha sonra üzerlerine rengarenk çeÅŸit çeÅŸit kablolar yerleÅŸtirdi. Ne yaptığını bir türlü anlayamıyorduk. Galiba sonunda üşütmüştü. Dur durak bilmeden bu yaptığı acayip ÅŸey ile uÄŸraşıyordu. Neler yapmıyordu ki? Bu alete sonunda ampul ve hoparlör bile yerleÅŸtirmiÅŸti. Ve neyse beklenen gün gelmiÅŸ çatmıştı. Yüzünde bir gülümseme ile odaya girdi ve “iÅŸte size dünyanın ilk pilsiz çalışan radyosu” dedi. Allah Allah! haklıydı! bu ne olduÄŸu anlaşılmayan saçma ÅŸey biraz parazitli olsa bile bir radyo istasyonunu çekiyordu. Bu arada diÄŸer dayım, tabii kendisi elektronik mühendisi olur, aleti inceliyordu ama ne olduÄŸunu nasıl çalıştığını bir türlü kavrayamıyordu. Tabii bütün bu olaylar olurken aleti yapan dayım “sakın fazla kurcalamayın bozulur” deyip aleti elinden bırakmıyordu.
Mühendis olan dayım öyle kala kalmıştı. “Ben böyle bir ÅŸeye hayatımda rastlamadım” diyordu… Neyse dayım sonunda olayın sırrını açıkladı ve elbisesinin altındaki küçük el radyosunu çıkarttı. Gülmekten yerlere yıkılmıştık…
İzmir’den trene binen yaÅŸlı teyze kondüktöre Ege ÅŸivesiyle “Menimen’e gelence beni haber et yavrıım, unutma” der. Gecenin ilerleyen saatlerinde kondüktör Menemen’i geçer geçmez yaÅŸlı teyzenin Menemen’de ineceÄŸi aklına gelir hemen makiniste gidip haber verir. Makinistte gecenin bu saatinde teyzeyi buralarda indiremeyeceÄŸimize göre geri geri gideceÄŸiz soran olursa “tren makas deÄŸiÅŸtiriyor” deriz diyor. Bir yarım saat geri geri giderek Menemen’e geliniyor ve Kondüktör teyzeye gidip haber veriyor “hadi teyze Menemen’e geldik” diye.Teyzem “saÄŸ ol yavrıım” deyip çantasından hapını çıkarıp içiyor.
1,5 yaşında bir oÄŸlum var. Ee tabi biraz kakada problemliyiz. OÄŸlumun bezini deÄŸiÅŸtirirken, eÄŸer bezimizde kakamız varsa hep onu seni haydut, seni diye severek alırım. Bu lafımı öyle benimsemiÅŸ ki oÄŸlum.. Bir gün karşıma geçti ve elini kıçına vurarak anne haydut, haydut dedi…:)
İzmirliler bilir, toplu taşımada Kent kart uygulaması vardır. Karta para yüklersiniz, otobüslerde manyetik okuyucuya tutarsınız ve okuyucu okuduğuna dair sinyal sesi verir. Kent kart uygulamasının ilk yılıydı. Yaşlı ama çok tonton bir teyze elinde Kent kartla otobüse bindi. Nedense kartı şoförün suratına doğru tuttu. (Herhalde paso gibi gösterilecek zannetti.) Şoför iki-üç saniyelik şaşkınlık periyodunu atlattıktan sonra,
“Biiiiip!” dedi. Teyze bi ÅŸey olmamış gibi geçip ÅŸoförün arkasına oturdu. Otobüsteki herkes kahkahalarda gülerken bense ÅŸoförün zekasına hayran olmuÅŸtum.
Duran ve pek dolu olmayan bir minibüse koşarak bindim pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı çocuklardan biri şoföre parayı uzattı -Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın ?
Muhittinler ailecek İtalya turuna gidiyorlar. Bilirsiniz Roma hırsızlar cenneti bu yüzden kaldıkları otelden Muhittinlere hırsızlara karşı dikkatli olmaları, odalarında hiç bir deÄŸerli eÅŸya bırakmamaları tembih ediliyor. Neyse Muhittinlerde tedbirli olup her ÅŸeylerini yanlarında gezdiriyorlar. Beklenen oluyor ve Hırsızlar odaya giriyorlar. Tabii ki hiç bir ÅŸey bulamıyorlar, diÅŸ fırçaları ve bir fotoÄŸraf makinesinden baÅŸka. Hırsızlar tabi sinirleniyorlar bunun öcünü almak için çırılçıplak soyunuyorlar ve buldukları diÅŸ fırçalarını muhtelif boÅŸaltım organlarına sürüp fotoÄŸraf çektiriyorlar. Muhittinler de olaydan habersiz diÅŸ fırçalarını kullanıyorlar taa ki, İstanbul’a dönüp fotoÄŸrafları tab ettirene kadar…
Lise 2′nci sınıftaydım. Sınıfımızın espri kaynağı Çağın adında bir arkadaÅŸ vardı. Dur durak bilmez, sınıf içerisinde espriler yapar, yanık türküler patlatır, derslerin en can alıcı noktalarında bile hocaları ve bizi yerlere yatırmakta tereddüt etmezdi. Yine bir gün kimya dersinde oldukça önemli bir konu iÅŸlediÄŸimiz sırada arkadaşımız yine bildik iÅŸlerinden birine koyularak durup dururken “23 Nisan kutlu olsun” ÅŸarkısını yüksek sesle söylemeye baÅŸladı. Herkes onun bu huyunu bildiÄŸinden hafif gülüşmelerle geçeceÄŸini sanıyorduk ama susmak üzereyken Kimya hocamız hızla ona dönüp “BaÅŸka bir ÅŸey var mı Çağın?” dedi… Herkes suspus olmuÅŸ cevabını bekliyordu. Çağın önce bize süzdü,
sonra hocaya baktı ve hiç istifini bozmadan “HAYDİİİ hep birlikte söööyyyleeeyeeliiimm !!!” diyerek ÅŸarkıya devam etti. Sınıf kopma derecesini aÅŸarken Çağın’a da her zamanki gibi disiplin kurulunun yolları gözükmüştü….
Bu hikaye Trakya’da geçmiÅŸ gerçek bir olay; YaÅŸlı bir amca, eÅŸeÄŸinin üzerinde karayolunda seyretmektedir. Bunu gören trafik polisleri, amcaya takılmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mu, şimdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalım ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayı sana mı yazalim yogsam eşeğe mi?
Amca: ???
Polis: Yani cezayı sana yazarsak beş milyon ödeycen, eşeğe üç milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz ossun, polis yapcez onu!
Tam olarak hatırlamıyorum ama 3 sene öncesiydi galiba.. Mersine tatile gitmiştik. Annemin arkadaşının kızları, ben ve 2 kardeşim. Kızlar ve kardeşim sahilde güneşleniyorlardı. Bense masum masum tabi olacaklardan haberim yok muzır kardeşimi yüzdürüyordum.. Sonra onu denizden çıkardım ve 10 dakika ben kaldım denizde. Bu arada yaşlı amcanın teki beni denizden çıkarttı zorla. Ne olduğunu anlamadım ilk önce.
Bana bizim muzır kardeÅŸi göstererek ‘bu senin kardeÅŸinmiÅŸ öyle mi’ dedi. Ben de eveeet dedim. Sonra adam deniz kenarındaki boku gösterdi.’bak dedi kardeÅŸin naaÄŸapmış ‘zavallı ben ÅŸoka girdim. Bütün sahil beni izliyor. Bizim kızlar havluları baÅŸlarına çekmiÅŸler rezil olduk diye ama ben varım ortada. Sahilde genç dolu, hepsi bakıp gülüyor. Varya Allah sizi inandırsın hani ÅŸu truffy kartlarında olur ya bok ÅŸekli aynı
onun gibi.. Dahası var. Amca dedi ki boku al git çöpe at! Amca sen ne diyon sahilden milletin önünden bir avuç bokla geçecekmişim
Nitekim geçtim… Herkes koptu tabi.. Bir daha da inmedim o sahile ..
Bir arkadaÅŸ anlattı. geçenlerde Taksim’de yürürken sıkışınca McDonalds’in tuvaletine girmiÅŸ. Tuvaletten sonra elini kolunu sallaya sallaya restorandan çıkarken elemanlardan biri arkasından seslenmiÅŸ: “Bir gün yemeÄŸe de bekleriz…”
Üstünüze afiyet, o gün biraz mideyi bozmuÅŸtum. Ancak aynı gün bir hastamızı ziyarete gitemem gerekiyordu. Otobüs durağına gittim ve beklerken wc alarmı çalmaya baÅŸladı. saÄŸa sola wc bulmak için baktım. Az ileride bir pasaj vardı. Orada kesin wc vardır düşüncesiyle baÅŸlama atışını duymuÅŸ atletler gibi koÅŸmaya baÅŸladım. Pasaja daldım ve orada dolaÅŸan çaycıdan wc’nin nerede olduÄŸunu sordum. Çaycı iki kat yukarda saÄŸda olduÄŸunu söylerken ben bir kat çıkmıştım bile. Hemen wc’ye daldım, ve rahatladıktan sonra derin bir oh çektim. Artık wc’den çıkıp yarım kalan yolculuÄŸuma devam edebilirdim. Ancak bir sürprizle karşılaÅŸmıştım. Kapı açılmıyordu. Tüm gücümle kapıyı çektim, yumruklar tekmeler attım, ama kapının açılmaya hiç niyeti yoktu. Tüm gücümle bağırmaya baÅŸladım. Kimse yok mu orda? yardım edin, kimse yok mu orda? Bir yandan bağırıyor bir yandan kapıyı yumrukluyordum. Tam yarım saat geçmiÅŸti. Kan ter içinde kalmıştım. Birden yaklaÅŸan ayak sesleri duydum. Avaz avaz bağırdım. Yardım edin kapı açılmıyor, çıkarın beni buradan. Kapı açıldı. Karşımdaki, aÅŸağıda bana tuvaletin bulunduÄŸu yeri tarif eden çaycıydı. PiÅŸmiÅŸ kelle gibi sırıtarak, -amma gürültü yaptın lo,
kafamızı ..ktin be, demez mi. Benim şarteller attı. Bağırmaya başladım. Koskoca binada bir insan yok mu? Sesimi duyup ta yardım etmeyen şerefsizdir. Ben merdivenlerden inerken çaycı hala sırıtıyordu. Şerrrrrrefsiz eşşekoğlueşşek çaycı bozuntusu.
Bir gün bir belediye otobüsünde gidiyordum (yeÅŸil olanlardan yani cep telefonu ile konuÅŸulması yasak olan otobüs), neyse adamın birinin cep tel çaldı ve adam konuÅŸmaya baÅŸladı belirli bir süre geçtikten sonra bir bayan adamı uyardı. Lütfen cep telefonunuzu kapatınız diye, adamda gayet sakin bir ÅŸekilde konuÅŸtuÄŸu kiÅŸiye bu otobüs de cep telefonu ile konuÅŸmak yasakmış ben telefonu kapatıyorum sen ara dedi… (ve inanamazsınız otobüsteki herkes yerlere yatmıştı)
Okuldan eve ilerliyordum ve hava da müthiş yağmurluydu bu arada acayip derecede sıkışmıştım bacaklarımı birbirine dolayıp yürümem bile faydasızdı ben de dayanamayıp salıverdim zaten yağmur sularıyla yeterince ıslanmıştım pek bir şey fark etmemişti tamam tamam biliyorum iğrencim beni anlayabilmen için yaşaman lazım ama itiraf etmeliyim ki çok rahatlatıcıydı işemek kadar güzel bir şey var mı ya?!
))
Bir gün arkadaşımla biraz alkol aldık daha sonra eve dönüyoruz. İkimizde de yeterince alkol var dolmuÅŸ geldi ve bindik ineceÄŸimiz yere yaklaşırken ona “durmasını sen söyle ben söyleyemeyeceÄŸim “dedim. Oda dolmuşçuya “abi müsait bir yerde iner misin” dedi önce dolmuşçu anlamdı ama daha sonra dolmuÅŸtakilere eÅŸlik edip gülmekten kırıldı indikten sonra arkadaşım hala ne yaptığının farkında deÄŸildi ve “ulan neden bana bu kadar güldüler” diye sormaya devam ediyordu
Bir abimize Bayburt’tan misafir gelen hayrettin isimli dostumuzu gezdirmekle mükellef olmuÅŸtuk. İlk durağımız alışveriÅŸ merkezi olan Gulfstar dı. Daha binanın giriÅŸinde kopmuÅŸtuk zaten çünkü, otomatik kapıya gelince Bayburtlu arkadaÅŸ ilk falsoyu vermiÅŸti “LO BU KAPININ KOLU YOK “dedi. Tabi biz bunu fırsat bilip biraz gülmek istedik metin otomatik kapıya yaklaşıp “AÇIL SUSAM AÇIL”dedi. Tabi kapı açılınca Bayburtlu arkadaÅŸ kendinden geçmiÅŸti. Metine dönerek “LO METİN SEN BÜYÜCİMİSİN” dedi. Tabi biz kırılıyoruz. Neyse içeriye girdiÄŸimizde Bayburtlu kapanmış olan kapıya “AÇIL SUSAM
AÇIL “dedi. Daha sonra metine dönerek “LO METİN BU KAPI AÇILMIYIR” dedi. Zaten o sırada biz gülmekten paspas ÅŸeklini almıştık bile, tabi güvenlik görevlileri de .
Güzide İstanbul’umuzun meÅŸhur minibüs hatlarından biri ile Kadıköy semalarına doÄŸru yol alıyorduk. Son duraÄŸa geldiÄŸimizde, ÅŸehrin yabancısı olduÄŸu her halinden belli bir zat minibüs ÅŸoförüne eÄŸilerek “Evladım, deniz otobüsleri nereden kalkıyor “diye sordu. Minibüs ÅŸoförümüzün yanıtı ise kısa ve öz oldu ‘Sahilden’.
Vakti zamanında Afyon ilimizin Sultandağı belediyesine eÄŸitim vermek için gittik ve verdik. Yaklaşık 3 hafta eÄŸitimden sonra müşterimizin artık olayı kavradığını anlayaraktan Bursa’ya döndük. 1 hafta sonra bizzat 2 hafta bilgisayar eÄŸitimi
verdiÄŸim muhasebe müdürü telefonda idi. Ve sordu -”xxxxx Bey bilgisayarla çalışırken masam bitti” !! -”Nasıl yani, masa biter mi yahu” -”vallaha bitti çalışamıyorum” -”peki biz gelip bakacağız” Haliyle anlam veremedik ÅŸikayete. Olay mahalline vardığımızda manzara su idi: pek maharetli mudur beyimiz mouseyi saÄŸa sürüklerken masanın sonuna gelmiÅŸ ve orda kalmış biraz daha gitse mouse düşecek diye korkuyor ve öooyle duruyor Mousecuk masanın ucunda.
Anlataçağım anıya inanmayabilirsiniz. Acayip biÅŸiy çünkü. Adını veremiycem bir arkadaşım (biz Tolga diyelim) Çarkıfelek’te yarışçam diye kafayı kırmıştı. Eleman arıyo ama aylarca düşüremiyo numarayı. Neyse bir gün telefon lak diye düşüyo.
Yarışmadan siz kapatın biz sizi program sırasında arıycaz diyolar. Ama lütfen hattınızı meÅŸgul etmeyin diyolar bir de. Bizimki (tolga) telefonun başına geçiyo sevinçle beklemeye baÅŸlıyo. Bi yandan da tv’de yarışmayı izliyo. Ha aradı ha arıycaklar bi vaziyet. Tam o sırada Tolga’nın dedesi kalp kirizi geçirmesin mi? Annesiyle babası hemen telefona koÅŸuyorlar ambulansı aramak için. Tolga deliriyor. Hayatta aratmam, programdan arıycaklar diyo. Yavrum ama deden gidecek diyorlar bir ÅŸey olmaz dedeme abartmayın diyo Tolga. Anneyle baba üzerine gelince mutfaktan bıçağı kapıyo.
Bir elde telefon bir elde bıçak yaklaşırsanız kendimi bıçaklarım diyo. Sonu acı aslında; dede vefat ediyo. Hastaneye yetiştirilirken son nefesini veriyo. Daha fenası (Tolga için en azından) yarışmadan da aramıyorlar.
Saat geç olmuÅŸ. Artık okuldan kalkmışız, dolmuÅŸla gelios. DolmuÅŸ bi pazar mevki-inden geçerken bi amcaya çarpma tehlikesi atlattı. Dolmuşçu da kafasını pencereden çıkarıp, “Amca lütfen kaldırımdan gider misin?” diye rica etti ama bizim amca, “Asıl sensin pezevenk. Ben seni kaldırıp ..kerim!” dedi ve tabii biz yerlere yattık. Dolmuşçu tornavidasını alıp, dolmuÅŸtan inip adamın peÅŸinden koÅŸmaya baÅŸladı. Devamını bilmiyorum çünkü biz gülmekten yerlere düşmüştük…
Benim anım deÄŸil, Ülkü Tamer’in anısı. Radikalde okudum, süper komik. Tiyatroları varmış, turnede Malatya’ya gidiyorlar, Oyun sahneleniyor. İlk gece ÅŸehrin büyükbaÅŸları hep ön safta. Ülkü Tamer oyunda kızın babasını oynuyor, kızını istiyolar vermiyor. Çocuk aÅŸk acısından ölüyor vs. Halk acayip etkileniyor oyundan aÄŸlayanlar falan. Oyun bitiyor iki polis geliyor kulise, komserim sizi istiyor diye. Ülkü Tamer de çok etkilendi tebrik edeçek heralde diye kalkıp gidiyor. Karakola bir giriyor, ortalık buz gibi. Komiser bizimkini görünce sinirle ayaÄŸa kalkıyor -”Lan sen ne ÅŸerefsiz adamsın be arkadaÅŸ. Vermedin kızı, bak ne oldu gül gibi oÄŸlan öldü gitti.” Ülkü Tamer “ama efendim, gak guk” diye açıklayacak oluyor. Komiser “Sus diyor yarın akÅŸam da gelip izleyecem eÄŸer yine kızını vermezsen hepinizi karakola alıp falakaya yatırcam lan”
diyor. Ertesi gün Ülkü Tamerler oyunun sonunu değiştirip oynuyolar. Kızını veriyo oğlana, oyun bombok oluyor ama komiser en ön safta mutluluk gözyaşları döküyomuş.
Ataköy’de bir arkadaşımda sabahlamıştım. Sabah otobüse bincem ama mekanı bilmediÄŸim için durağı sorcak birilerini arıyorum. Kimseler geçmiyo, neyse sonunda bir polis otosu gördüm. Tarif ettiler durağı. “Åžu bakkalı geç ilerle, aÄŸacın ordan saÄŸa kır ordan sola…” TeÅŸekkür edip yürümeye baÅŸladım. Biraz yürümemiÅŸtim ki arkadan bir megafon “oÄŸlum aÄŸacın ordan sola kırsana lan, bak bak bak dinniyomu hiç, hüşş alooo” Durağı bulana kadar ekip otosu arkamdan bağırıp durdu.
Bir gün düşünceli düşünceli yolda yürürken, birisine küüüüüüüt diye çarptım. Bu kadarı da yetmiyomuÅŸ gibi ona dönerek “afedersiniz” dedim. meÄŸer çarptığım ÅŸey direkmiÅŸ. üstelik sabahtan beri beni takip eden kiÅŸiler de “ne salakmış” diyerek peÅŸimi bıraktılar. arkadaÅŸlarıma anlattım, direkten özür dileyerek benimle dalga geçmeye baÅŸladılar. Ne kadar rezil, siz düşünün artık.
Bir kış günüydü. Evimizin önüdeki kaldırım buz tutmuştu. Sokağın başından eve giderken düşerek yokuş aşağı kaymaya başladım. O sırada balkonda olan oğlum aynen şöyle dedi;- baba eve uğramadan nere gidiyon!!!
Bizim Erzurum’da Teyyo Dede var. Çok büyük yalancıdır ama çok komiktir yalanları. Neyse bir gün kahvedeler. Teyyo Dede bir av anısı anlatıyo ama millet tv’deki maça dalmış. Teyyo dede bakıyo ki kimse dinlemiyo biraz dikkatleri toplayayım diye baÅŸlıyor anlatmaya.”Sonra baktim karşıma bir ayi çıkti” Üç beÅŸ kiÅŸi maçı bırakıp dönüyo Teyyo Dede’ye. Teyyo Dede biraz daha ilgi çekmek için bi daha sallıyo “sağıma döndüm, ola o da ne bi dene kurt” Bi beÅŸ on kiÅŸi daha dönüyo Teyyo Dede’ye. Bi daha sallıyo “Ola oÄŸlum sola döndüm , bi dene çakkal” Hemen hemen herkes dönüyo Teyyo Dede’ye: ama yine de bir iki kiÅŸi maça bakıyo hala. Teyyo Dede son bir kez daha sallıyo “arkama döndüm, ola o da ne arkam uçurum” Herkes merak ediyo. “Ee sonra ne oldu Teyyo Dede?” Teyyo Dede o kadar yalan uydurdu ya ÅŸimdi nasıl çıkcak iÅŸin içinden diye merak ediyolar bizimkiler. Teyyo dede duruyo duruyo. “Ne olacak, ayı beni yedi” Hahahaha! Millet gülüyo tabi, sonra biri “İyi de Teyyo Dede bu ayı seni nasıl yemiÅŸ yav, sen yaşıyon iÅŸte” diyo. Teyyo da herife şöyle bakıyo “Bırak Allahın sevirsen, sen buna yaÅŸamak mı diirsen?” diyo.
Sultanbeyli’ye Tiyatro gelmiÅŸ. İslamcı oyun oynuyorlar elemanlar. Neyse oyunun bir yerinde rol icabı İsrail askeri kılığına girmiÅŸ elemanlar filistin genci rolündeki gencin kolunu kırıyorlar. Oyunun başından beri gaza gelen hacı amcalardan biri tam o sahnede daha fazla dayanamayıp “Tekbiiiir Allahü ekbeeer ” diye bağırarak fırlıyor ve ayakkabısını çıkarıp İsrail askerlerinden birine fırlatıyor. Asker rolündeki herifin suratı kan içinde kalıyor. Oyun iptal ediliyor ama iÅŸin komiÄŸi ayakkabıyı fırlatan hacı amcaya anlatamıyorlar bunun bir oyun olduÄŸunu. O hala “münafıklar bırakmadınız diÄŸerlerini de devireyim” falan diyormuÅŸ.
Minibüsteyiz, kızın biri bindi minibüse. Kibar olmaya çalışan abuk bir kız bu. Neyse kapıyı kapatmaya çalışıyor açıp kapatıyor açıp kapatıyor ama kapı otomatik olduÄŸu için kapanmıyor. En son dayanamadı bu, “şöfer bey, ay bu kapı kapanmıyo”. Dikiz aynasından pis pis kızı gözetleyen ÅŸoför döndü. “yeter bacı iki saattir …ktin bıraktın kapıyı zaten”
Bi kaç hafta önce tahlil vermek için laboratuardaydım. Neyse hemşire önce kan aldı ve idrar tahlili için şu beyaz kaplardan verdi neyse uzatmayayım bide çizgi çekti buraya kadar manasında, dibinde bi yerde yani benden önceki adamın
çıkmasını bekledim adam bi çıktı idrarı dolduracağı kabı ağzına kadar doldurmuştu ve idrar yerlere ellerine falan döküldü. Hemşire bu kadarına gerek olmadığını söyleyince adamın verdiği cevapta koptum zaten: -başka kap vermediğiniz için hepsini buna doldurmak zorunda kaldım.
Yeni bir eve taşınmıştık ev daha yeniydi. 5. katta oturuyorduk, asansörlü bir apartmandı. Annem bankadan eve geliyordu bende balkondan gördüm onu ve kapının merceğinden seyretmeye başladım. Annem kapıya gelip ters ters bakmaya başladı. Ve gidip geliyordu koridorda. Ben de kapıyı açmadım hala seyrediyordum. Zile basmasını bekledim basmadı. Bir kaç kere gitti geldi koridorda en sonunda dayanamayıp aşağı doğru inmeye başladı. O sıra kapıyı açtım anne nereye gidiyorsun dedim. Annem de çok sevinerek den aa orası bizim ev mi dedi. Bende annemin saflığını bildiğimden dolayı gülmedim normal karşıladım. Sonra bana demesin mi ben orayı Naime Kartların evi sanmıştım.orda gülmekten yarıldım tabi. Kapının üstünde Name Card (yani isim kardı ) yazıyordu annem onu Namie Kart anlamış
)) E annem ne de olsa
yapar böle şeyler.
Ben ve arkadaşım bir gün bir durakta otobüs bekliyoruz. Bundan yaklaşık 5-6 sene evvel. Takım elbiseli, havalı bakışlar atan bir ÅŸehir magandası da yanımızda beklemeye baÅŸladı. Bir müddet sonra belinin yan tarafında deÄŸil de ön tarafında kemerinde asılı duran, iÄŸrenç renkte kılıflı devasa bir cep telefonunu göstere göstere çıkarttı ve baÅŸladı oynamaya. Bu arada da bizi süzüyor hava atacak ya. Birden -ÅŸu bizim Almanya’daki Selma’yı bir arayayım, diye bir cümle sarf etti bize kibirli bakışlar atarken. Sonra baÅŸladı konuÅŸmaya. Biz de düşünüyoruz: Vay be maganda hakikaten Almanya’yla falan
konuşuyor be. O zamanlar bizde telefon da yok. Hayıflanıyoruz. Bizimki konuşmayı şova dönüştürüyor. Tam direktifler verdiği sırada pat, konuştuğuna inandığımız telefon kulağındayken zangır zangır çalmaya başladı. Bizimki eşekten düşmüş karpuza döndü bir anda. Ne yapacağını şaşırdı ve ne dese umarsınız: -Yaa bu telefon bozuldu galiba..
iki arkadaÅŸ Kadıköy’deyiz ve acilen telefon açmamız gerekiyor. Her yerde kontürlü telefon aradık. En sonunda bulduk tabi.. Neyse kartı makineye yolladık. Makinenin ekranında çok doÄŸal bir yazı belirdi. ACİL ARAMA İÇİN. bunu gören arkadaÅŸ durumun verdiÄŸi psikoloji ile tuhaf ÅŸeyler sayıklamaya baÅŸladı.-oÄŸlum tuÅŸlara hızlı hızlı bas!’acil
aramadığımızı nerden bilecekler!!!! kahkahalarla altıma sıçtım tabi.
Postanedeyiz, taahhütlü mektup atıcaz. Adamın birisi memura Amerika’ya göndermek üzere bir zarf uzattı. Memurda gayet saf bir bakışla USA nerenin kazası diye sordu. Herkeste bir kahkaha. DiÄŸer memur arkadaşının durumu kurtarmak için hemen ekledi. Kız orası Amerika yaw.
Bir gün belediye otobüsündeyim. Durakta teyzenin biri bindi. Åžoföre;”evladım acelem var ama biletim yok” dedi. Åžoför ; “bin teyzecim, sonraki duraktan alırsın, ama önce bir de yolculara sor” dedi. Bunun üstüne teyze yolculara dönüp; “Pardon, bir sonraki duraktan bilet alabilir miyim?” diye sordu.


