20 Kasım 2006, Pazartesi
DADAS: (TR) Erkek kardes. Delikanli, babayigit.
DAFI: (AR) Defeden, gideren. Savan, savusturan, iten.
DAGASAN: (TR) Dag asan.
DAGDELEN: (TR) Dag delen.
DAGHAN: (TR) Eski Türklerde dag tanrisi.
DAGTEKIN: (TR) (bkz. Dagasan).
DAHI: (AR) Üstün zeka sahibi.
DAIM: (AR) Devamli sürekli, her zaman.
DALAN: (TR) Biçim, sekil. Ince, narin, zarif.
DALAYER: (TR) Deniz adami.
DALDAL: (TR) Kahraman, yigit.
DALGA: (TR) Denizin yel esince oynayip kabarmasi. Denizde hareketli su kütlesi.
DALOKAY: (TR) Çok begenilen.
DAMAN: (FAR) Etek. Bir dag silsilesinin eteginde uzanan bölge.
DANIS: (FAR) Bilim, bilgi, ilim.
DANIYAL / DANYAL: (IBR) Bir peygamber. Sözcük: “Tanri benim yargicimdir” anlamina gelir.
DARCAN: (TR) Aceleci, sikintili. Serçe.
DARGA: (TR) Baskan, lider.
DAVUD / DAVUT: (IBR) Kendisine kitap olarak Zebur’un gönderildigi büyük peygamberlerden biri.
DEDE: (TR) Ana ve babanin babasi. Ced, ata. Çok yasli kimse. Mevlevilikte çile doldurmus, dervislik gayesine erismis ve dergahta hücre sahibi olmus kimse. Bektasilerde seyh, baba.
DEGER: (TR) Bir seyin tam karsiligi, kiymet, baha. Layik. Bir seyin sahip oldugu yüksek vasif.
DEHNA: (AR) Kizil. Kumun rengi dolayisiyla Arabistan’da issiz iller adiyla anilan bir çölün adi.
DEHRI: (AR) Dünyanin sonsuzluguna inanip öteki dünyayi inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldügüne inanan. Materyalist.
DELAL: (AR) Insana hos, sevimli görünen hal, naz, isve.
DELFIN: (YUN) Yunus baligi.
DEMIR: (TR) Dayanikli ve kullanis sahasi genis, mavimsi esmer renkli bir maden. DEMIRAG: (TR) Demirden ag.
DEMIRALP: (TR) Demir gibi saglam ve yigit.
DEMIRAY: (TR) Demir gibi.
DEMIRCAN: (bkz. Demirag).
DEMIRDELEN: (bkz. Demirag).
DEMIREL: (TR) Demir gibi güçlü eli olan.
DEMIRER: (TR) Demir gibi güçlü kimse.
DEMIRHAN: (TR) Güçlü hükümdar.
DEMIRKAN: (TR) Güçlü soydan gelen.
DEMIRMAN: (TR) Demir gibi güçlü saglam kimse.
DEMIRÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü olan.
DEMIRSAH: (bkz. Demirhan).
DEMIRTEKIN: (bkz. Demirhan).
DEMIRTUG: (bkz. Demirtekin).
DEMREN: (TR) Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçasi.
DENGIZ: (TR) (bkz. Deniz).
DENGIZER: (TR) Denizci.
DENIZ: (TR) Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
DENIZALP: (TR) Yigit denizci.
DENIZCAN: (TR) (bkz. Denizalp).
DENIZER: (TR) Deniz adami, denizci.
DENIZHAN: (TR) Denizlerin hakimi, yöneticisi. Eski Türklerde Deniz tanrisi.
DERBEND: (AR) Kapilar kapisi.
DEREM: (FAR) Para, akçe.
DERIM: (TR) Çadir.
DERMAN: (FAR) Ilaç. Çare. Takat, kuvvet, güç.
DERSU: (TR) Hepsi, kamilen, bastan basa hep.
DERVIS: (FAR) Alçakgönüllülügü ve yoksullugu kabul eden veya bir tarikata bagli bulunan kimse. Fakir ve muhtaç kimse. Daha çok lakap olarak kullanilir.
DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir.
DERYAB: (FAR) Akilli, anlayisli.
DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl.
DEVAN: (FAR) Kosan, segirten, hizli yürüyen. Kosmak. Süratle, hizla gitmek.
DEVLEDDIN / DEVLETTIN: (AR) Dinin mutlulugu, uguru, büyüklügü.
DEVLET: (AR) Bir hükümet dairesinde teskilatlandirilmis olan siyasi topluluk.
DEVRAN: (AR) Dünya, felek. Zaman. Talih, yazgi.
DEVRIM: (TR) Hareket halinde bir seyin bir egri çizerek dönmesi, devretmesi. Köklü degisiklik, inkilap. Eski oldugu fark edileni yikip yerine yeni oldugu farz edileni koymak. Ihtilal.
DICLE: (TR) Yakindogu’nun Türkiye’den dogan ve Mezopotamya’dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri.
DICLEHAN: (TR) Dicle’nin hükümdari.
DIKÇAM: (TR) Çam gibi uzun. Metanetli.
DIKMEN: (TR) Koni biçiminde sivri tepe. Daglarin en yüksek yeri. Yayla.
DILAN: (FAR) Gönüller, yürekler.
DILAVER: (FAR) Yigit, yürekli.
DILAZAD: (FAR) Gönlü bir seyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DILERCAN: (FAR) Dilekte, istekte bulunan.
DILGE: (TR) Güzel konusan kimse.
DILHAN: (FAR) Gönülden söyleyen, içten konusan.
DILHUN: (FAR) Içi kan aglayan.
DILSAFA: (FAR) Gönlü sen, rahat, dertsiz.
DILSAZ: (FAR) Gönül yapan.
DILSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakici.
DILSAD: (FAR) Gönlü hos, sevilmis.
DILSAH: (FAR) Gönül hükümdari, sahi.
DINÇ: (TR) Gücü kuvveti yerinde ve saglikli.
DINÇAY: (TR) Kuvvetli ay.
DINÇER: (TR) Kuvvetli kimse, genç, erkek, yigit.
DINDAR: (FAR-AR) Allah’a inanmis, baglanmis olan kimse.
DIRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayis.
DIREM: (FAR) Akça, para. Gümüs para.
DIRENÇ: (TR) Karsi koyan kuvvet, mukavemet.
DIRICAN: (TR) Güçlü, canli kimse.
DIRIG: (FAR) Esirgeme, acima.
DIRSEHAN: (TR) Dede Korkut hikayelerinde, çocugu olmadigi için hor görülen sonra da Bogaç Han adinda yigit bir ogula sahip olan kahramanin adi.
DIZDAR: (FAR) Kale muhafizi.
DOGA: (TR) Tabiat.
DOGAN: (TR) Kartalgillerden, alistirilarak kus avinda kullanilan, yirtici bir kus.
DOGANALP: (bkz. Dogan).
DOGANAY: (TR) Ayin ilk günleri.
DOGANBEY: (TR) Dogan gibi atik ve cesur bey.
DOGANBIKE: (bkz. Dogan).
DOGANER: (TR) Güçlü, kuvvetli, yigit.
DOGANGÜN: (TR) Sabahin ilk isiklan.
DOGANHAN: (bkz. Doganbey).
DOGANTEN: (TR) Safak vakti.
DOGAY: (TR) Ayin dogmasi.
DOGU: (TR) Dogma bölgesi. Günesin dogdugu yön, sark.
DOGUHAN: (TR) Dogu ülkesinin hükümdari, hakimi.
DOGUKAN: (TR) (bkz.. Doguhan).
DOLUNAY: (TR) Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir.
DORUK: (TR) Tepe, agaç tepesindeki körpe filiz.
DUHA: (AR) Kusluk vakti.
DUMRUL: (TR) Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanin adi.
DURALI: (bkz. Dursunali).
DURAK: (TR) Yolu tasiyan araçlarin düzenli olarak durduklari yer. Durma, dinlenme. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (TR) Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURCAN: (TR) Canli kal, ömrün uzun olsun.
DURDU: (TR) Uzun ömürlü olmasi, yasamasi istenen çocuklara verilen ad.
DURHAL: (TR) Hal üzere kal, oldugun gibi kal
DURKAYA: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri isim.
DURMUS: (TR) (bkz. Dursun).
DURNA: (TR) Bir cins kus. Turna.
DURSUN: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri ad. DURSUNALI: (TR-AR) Kiz çocugu olmayan ailelerin en son dogan erkek çocuklarina verdikleri isim.
DURUALP: (TR) Özü temiz yigit.
DURUCAN: (TR) (bkz. Durualp).
DURUKAN: (bkz. Durualp).
DURUL: (TR) Berrak, saf duruma gel. Dibe çöken sey, tortu.
DURUSAN: (TR) Temiz olarak taninmis kimse.
DURUSOY: (bkz. Durusan).
DÜDEN: (TR) Yer altinda akan sularin kireçli tabakalari eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. Bataklik, girdap.
DÜNDAR: (FAR) Eski Fars hükümdari. Arkayi gözeten, koruyan asker.
DÜRÜST: (FAR) Dogru, düzgün, saglam. Bütün, tam.
DÜZEY: (TR) Seviye karsiligi olarak uydurulmus olmayan.
DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çikintisi, pürüzü olmayan. Düzeltilmis, tesviye edilmis. Iyi düzen verilmis. Intizamli, nizamli. Yolunda, rayinda.


