1 Aralık 2006, Cuma
İçimizi bir veriş, bir sunuş kıvancıyla doldurabildiği gibi vermeye can attığımız armağanları eşimize sunmaktan bizi alıkoyan bir korku da yaratabilir.
Cinsellik bize, bir kendine güven duygusu da verebilir; bizi sıkıntıya, kaygılara da boğabilir. İstekle gerçekleşen bir cinsel yaklaşım da vardır; çeşitli isteksizliklere karşın cinsel ilişki kurmak da. Cinsellik kişinin gururunu okşayan bir şey de olabilir; kişiyi utançtan utanca sürükleyen bir şey de! Cinsellik, yatağımızı her şeyin ötesinde bir sevgiyle doldurabilir; suçluluk duygusundan, korkudan, öfkeden doğan yumruklarıyla sevgiyi yataktan da kovabilir.
Kendimize dikkatli bir gözle bakarsak, geçirdiÄŸimiz günün her saatiyle ilgili duyguların cinsel birleÅŸmeye yansıdığını görürüz. Öğleden sonra yaptığımız, sonuçsuz kalmış bir tartışma bizim cinsel birleÅŸmeye bir öfke tortusuyla yaklaÅŸmamıza yol açabilir. Ya da sabahleyin aldığımız bir doÄŸum günü armaÄŸanı, bir güzel dost mektubu, pırıltısını ve sevincini o geceki cinsel eylemimize katar. Öte yandan, evliliÄŸin baÅŸlangıcında ortaya çıkan ve yıllar boyu sürüp giden anlaÅŸmazlıkların kızgınlığı ve hıncı ile bunların etkileri kolayca hatırlanabilir. Oysa evlenmeden, hatta birbirimizi tanımadan çok önceki yılların birikimi olan birçok duyguların da yatağımıza sızmakta olduÄŸunu… bu eski duyguların bugün hâlâ yaÅŸama ve sevme yöntemlerimize etki yaptığını kavrayıp bunları ayrımlamak zordur.
Çocukluğumuzdan kalma duyguları, bilerek ya da bilmeyerek, cinsel eyleme, eşimize beslediğimiz sevgiye (ya da sevgisizliğe) yansıtmamız kabildir. Örneğin sevginin verilebilecek, inanılabilecek bir şey olduğunu hissetmek gibi. Bu tür duygular çocukluğumuzda ana babamızdan gördüğümüz sevgiden kaynaklanır. Onlar bizden karşılıksız, hiçbir şey beklemeden sıcak, sağlam bir sevgi verebilmişlerse biz de büyüyünce kurduğumuz yakın ilişkilerde köle olmadan, kölelik beklemeden sıcak ve sağlam bir sevgi göstermeyi başarabiliriz.
Çocukluktan kaynaklanan birçok duygu cinsel yaşamda ve evlilikte başımıza irili ufaklı dertler açar. Bu duygular şiddetle arzulayıp elde edemediğimiz çeşitli doyumlarla ilgili olabilir. Çocukluğumuzda yeterince sevilip beğenilmemişsek yetişkinliğimizde kendine güvenemeyen biri olup çıkabiliriz. Çocuklukta son derece önemli olan sevilme arzumuza kavuşamamışsak şimdi bize sunulan sevgiye inanıp güvenmekte güçlük çekeriz.
Çocukluğumuzun korkuları da cinsel yaşamımızı ve evliliğimizi etkileyebilir. Bunlar, gerçek olayların doğurduğu korkular olabildikleri gibi, çocukluk hayallerinin yarattıktan da olabilir. Gözümüzde canlandırdığımız dehşetli şeyler, karabasanlar, ödümüzü koparan cezalar; cinsellikle ilgili her şeyimize suçluluk ve utanç gölgesi düşüren korkular; kendimize olan güvenimizi sarsıp sevilmeye layık olmadığımızı bize fısıldayan kuşkular, hep bu çocukluktan kalan tortulardır.
Küçüklüğümüzde baÅŸ gösteren öfke ve hınçlar da yetiÅŸkinlik yaÅŸantımıza yansıyabilir. KardeÅŸlerimize, annemize, babamıza duyduÄŸumuz kızgınlığı ÅŸimdi eÅŸimizden çıkartabiliriz. Bunun bilincinde deÄŸilizdir belki de. Hatta o ilk öfkeleri çoktan unutmuÅŸuzdur. O öfke anlarında neler duyup düşündüğümüz de belleÄŸimizden iyice silinmiÅŸ olabilir. ÇoÄŸumuzun anımsadığı, “Ben de evden kaçarım o zaman piÅŸman olurlar.” düşüncesidir. Çocukların öfke anlarında düşledikleri renkli ve heyecanlı öç alma yöntemleri gerçekleÅŸmediÄŸi gibi anılardan da çarçabuk silinir, gider. Ne var ki bilinçaltında yaÅŸarlar.
Böyle hayallerin yıllar yılı içimizde gizli olarak yaşayabilmesi kimimize doğal, kimimize ise garip gelecektir. Ne var ki bunlar çoktan unutulmuş oldukları halde tam cinsel ilişki sırasında dirilip bizimle birlikte yatağa girebilirler. Bizimle birlikte sofraya oturup eşimizle aramızdaki bir metrelik mesafeyi birkaç kilometreye çıkartabilirler. Ufacık bir kusur piresini kocaman bir suç devesine dönüştürebilirler. Kökü geçmişte olan bu tür duygular bilinçdışı da olsalar cinsel eylemlerimiz sırasında bizi rahatsız ederler.
Oysa biz burada, bugünü yaÅŸamaktayız! Geri dönüp her ÅŸeyi yeni baÅŸtan kurmamıza imkân yoktur. EvliliÄŸimiz çok eski de olsa, ancak “bugün”le iÅŸe baÅŸlayabilir, onarımı ancak “bugün”den baÅŸlatabiliriz. GeçmiÅŸteki olayların üstünde durmanın en önemli yararı “bugün”ümüze ve “yarın”larımıza ışık tutmalarını saÄŸlamaktır.



